Türk Dili ve Edebiyatı

Ansiklopedik bilgi · 2026 · Kapsamlı başvuru kaynağı

Türk dili ve edebiyatı, Türk milletinin Orta Asya'dan başlayıp Anadolu'ya uzanan binlerce yıllık tarihsel ve kültürel birikimini yansıtan son derece zengin ve çok katmanlı bir gelenektir. Orhun Yazıtları'nın taşlara kazındığı 8. yüzyıldan günümüze kadar kesintisiz bir şekilde gelişen bu gelenek; şiir, roman, hikâye, tiyatro, destan, deneme ve daha pek çok edebi türü bünyesinde barındırmaktadır.

Türkçe, Altay dil ailesine bağlı Türk dilleri grubunda yer alan eklemeli bir dildir. Dünyada yaklaşık 90 milyon kişinin ana dili olan Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmî dilidir. Bunun yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de resmî dil statüsünde bulunmaktadır. 1928 yılında gerçekleştirilen Harf Devrimi ile Arap alfabesinden Latin kökenli Türk alfabesine geçilmiş; bu köklü dönüşüm hem eğitimde hem de kültürel hayatta derin izler bırakmıştır.

Yazılı tarihi 8. yüzyıla uzanan Türk edebiyatı; İslamiyet öncesi sözlü gelenek, Divan edebiyatı, Halk edebiyatı, Tanzimat dönemi ve Cumhuriyet dönemi olmak üzere birbirini takip eden köklü evrelerden oluşmaktadır. Her dönem, içinde bulunduğu tarihsel ve toplumsal koşulların izlerini taşımakta; siyasi dönüşümler, dinî etkileşimler ve Batı ile kurulan ilişkiler bu edebiyatın şekillenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.

Öne Çıkan Bilgi
Türk edebiyatı, 2006 yılında Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasıyla dünya sahnesinde hak ettiği yeri almıştır. Bunun yanı sıra Yaşar Kemal, Nobel'e birçok kez aday gösterilmiş; İnce Memed 40'tan fazla dile çevrilmiştir.
Öne Çıkan İsimler

Dönemler

Türk edebiyatının tarihsel gelişimi ve dönemlerin özellikleri
8. Yüzyıl Öncesi – 11. Yüzyıl
İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

Türklerin İslamiyet'i kabul etmeden önceki dönem, hem sözlü hem de yazılı edebiyat bakımından son derece zengin bir miras bırakmıştır. Bu dönemin en önemli yazılı belgeleri, Göktürk alfabesiyle taşlara kazınan Orhun Yazıtları'dır (8. yüzyıl). Bilge Kağan, Köl Tigin ve Tonyukuk adına dikilen bu yazıtlar; devlet yönetimi, savaş, toplumsal ahlak ve Türk kimliği üzerine derin düşünceler içermektedir. Bilge Kağan yazıtında yer alan "Türk milleti aç idi, tok kıldım; çıplak idi, giyindirdim" ifadesi, dönemin devlet anlayışını ve lider sorumluluğunu özetlemektedir.

Sözlü gelenek bu dönemde olağanüstü güçlüdür. Ozanlar ve kopuzlarıyla seyahat eden bu şairler; savaşları, göçleri, doğayı ve aşkı şiirleriyle aktarmıştır. Oğuz Kağan Destanı, Türklerin kökenini ve ideal hükümdar tipini anlatan mitolojik bir eserdir. Ergenekon Destanı ise bir halkın yeniden doğuşunu; demiri eriterek dağdan çıkmayı konu alır. Bozkurt Destanı, Türklerin kutsal ata hayvanı olan bozkurdun rehberliğinde yurt edinmesini anlatır.

Bu dönemde kağan, alp (kahraman) ve kam (şaman) tipleri edebiyatın temel karakterlerini oluşturmaktadır. Doğa kültü, atalar dini ve animizm edebiyata yansıyan başlıca inanç sistemleridir. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un yazdığı Divan-ı Lügati't-Türk, Türk dilinin ilk kapsamlı sözlüğü olma özelliğini taşır ve dönemin edebiyatına ilişkin çok değerli bilgiler içerir.

11. Yüzyıl – 19. Yüzyıl
Divan Edebiyatı

İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve Fars kültürünün derin etkisiyle şekillenen Divan edebiyatı, Türk yazınının en uzun soluklu ve en görkemli dönemlerinden birini oluşturur. Saray çevresinde ve medreselerde gelişen bu edebiyat; aruz ölçüsünü, yabancı sözcük yoğunluğunu ve sembolik bir dili benimsemiştir. Gazel, kaside, mesnevi, rubai, terkib-i bent ve terci-i bent bu edebiyatın başlıca nazım biçimleridir.

Divan edebiyatında aşk kavramı hem beşerî hem de ilahi boyutlarıyla işlenmekte; sevgili genellikle ulaşılamaz bir ideal olarak kurgulanmaktadır. Tasavvuf düşüncesi bu edebiyatın ruhunu besleyen temel kaynaklardan biridir. Şiirde kullanılan imgeler (gül-bülbül, şem-pervane, yar-ağyar gibi) kendine özgü bir sembolik dil sistemi oluşturmuştur.

Fuzuli, Baki, Nedim, Şeyh Galip ve Nef'i bu dönemin zirvelerini temsil etmektedir. Özellikle Nedim'in Lale Devri'nde İstanbul hayatını ve neşeyi şiirlerine taşıması, divan geleneğine yenilikçi bir nefes katmıştır. Şeyh Galip'in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisi ise alegorik bir aşk hikâyesi olarak Türk edebiyatının şaheserlerinden biri sayılır.

13. Yüzyıl – 20. Yüzyıl
Halk Edebiyatı

Halk edebiyatı, divan geleneğinin ağır ve seçkinci yapısına karşın; halkın diliyle, halkın duyguları için ve halk içinden çıkan ozanlar tarafından üretilen canlı ve samimi bir gelenek olarak tarihin her döneminde yaşamıştır. Anadolu'nun dört bir yanında saz eşliğinde söylenen bu şiirler; aşk, doğa, ölüm, ayrılık ve toplumsal haksızlıkları işlemiştir.

Halk edebiyatı kendi içinde üç ana kola ayrılır. Âşık edebiyatı; Yunus Emre, Köroğlu, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal ve Âşık Veysel gibi ozanların temsil ettiği; saz eşliğinde icra edilen bireysel lirik şiir geleneğidir. Tekke ve tasavvuf edebiyatı; Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Nesimi gibi isimlerin dilahi ve nefeslerden oluşan dinî-tasavvufi şiir geleneğidir. Anonim halk edebiyatı ise türkü, mani, ninni, ağıt ve masallardan oluşan; yaratıcısı belli olmayan kolektif yaratı geleneğidir.

Hece ölçüsü ve sade Türkçe bu edebiyatın belirleyici özelliklerdir. Koşma, semai, destan ve varsağı başlıca nazım biçimleridir. Köroğlu'nun destansı kahramanlık şiirleri, Karacaoğlan'ın lirik aşk şiirleri ve Pir Sultan Abdal'ın ateşli isyan türküleri bu geleneğin en parlak örnekleri arasında yer alır.

1839 – 1896
Tanzimat Dönemi

1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı yalnızca siyasi ve hukuki bir yenileşme hareketi değil; aynı zamanda Türk edebiyatında köklü bir kırılma noktasının da başlangıcıdır. Bu dönemde Batı edebiyatıyla kurulan yoğun temas sonucunda roman, hikâye, tiyatro ve gazete yazarlığı gibi türler Türk edebiyatına girmiştir.

Şinasi, dilde sadeleşmenin öncüsü ve modern Türk gazeteciğinin kurucusu olarak tarihe geçmiştir. Tasvir-i Efkâr gazetesinde yazdığı yazılar ve kaleme aldığı ilk Türk tiyatro eseri Şair Evlenmesi bu dönemin kilometre taşlarındandır. Namık Kemal ise vatanseverlik ve özgürlük temalarını edebiyata taşıyan; Vatan yahut Silistre piyesiyle toplumsal bir sarsıntı yaratan devrimci bir kalemdir. İntibah romanı ilk psikolojik Türk romanı olarak kabul edilmektedir.

Ziya Paşa, eski ile yeni arasında sıkışmış bir geçiş dönemi şairi olarak dikkat çeker. Şiirde divan geleneğini savunurken yazılarında Batı'ya sempatiyle yaklaşmıştır. Recaizade Mahmut Ekrem ise Servet-i Fünûn neslini yetiştiren öğretmen rolüyle bu dönemin kilit isimlerinden biridir.

1896 – 1901
Servet-i Fünûn Dönemi

Servet-i Fünûn dergisi etrafında toplanan genç yazarların oluşturduğu bu hareket; Fransız edebiyatından, özellikle de Parnasizm ve sembolizmden güçlü biçimde etkilenmiştir. Dönemin yazarları Türk edebiyatında ilk kez sanatkârane bir estetik kaygıyı ön plana çıkarmış; dili, içeriğin önüne geçirecek ölçüde özen göstermiştir.

Halit Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah ile Aşk-ı Memnu adlı romanlarıyla Türk roman sanatını Avrupa standartlarına taşıyan ilk yazar olarak kabul edilir. Psikolojik çözümleme, zengin tasvirler ve karmaşık karakter yapıları bu romanların belirgin özelliklerdir. Tevfik Fikret ise dönemin şiirini temsil eden en güçlü isimdir; toplumsal baskıya ve baskıcı yönetime duyduğu öfkeyi şiirlerine yansıtmıştır.

1911 – Günümüz
Millî Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi

Genç Kalemler dergisinin 1911'de yayın hayatına girmesiyle başlayan Millî Edebiyat hareketi; sade Türkçe, millî temalar ve halkın gerçeklerini anlatma ilkelerini benimsemiştir. Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp bu hareketin teorisyenleri ve uygulayıcıları olarak öne çıkmıştır.

1923'te Cumhuriyet'in ilanı, edebiyatta yeni bir çağın kapılarını aralamıştır. Harf Devrimi (1928), okur-yazarlık oranını artırmış; edebiyatın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır. Bu dönemde Halide Edib Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin gibi romancılar; Anadolu insanının hikâyesini gerçekçi bir dille aktarmıştır.

1940'lı ve 50'li yıllar Türk şiiri açısından altın bir çağ niteliği taşımaktadır. Garip hareketi, şiiri süslü dilden ve biçimsel kurallardan kurtararak sokak diline ve gündelik hayata taşımıştır. Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat ve Melih Cevdet bu hareketin önde gelen temsilcileridir. İkinci Yeni ise daha kapalı, soyut ve deneysel bir dil anlayışıyla Türk şiirine yeni bir boyut katmıştır.

Edebi Türler

Türk edebiyatındaki başlıca türler, özellikleri ve örnekleri
Şiir

Türk edebiyatının en köklü ve en zengin türü şiirdir. Binlerce yıllık sözlü gelenekten beslenen Türk şiiri, İslamiyet öncesi dönemden günümüze kadar kesintisiz bir gelişim çizgisi izlemiştir. Bu süreçte farklı ölçü sistemleri, biçimler ve estetik anlayışlar birbirinin ardından gelmiş; her biri kendi döneminin damgasını vurmuştur.

Divan Şiiri

Aruz ölçüsü ve yüksek divan geleneğiyle üretilen bu şiirler; gazel, kaside, mesnevi, rubai, şarkı ve murabba gibi nazım biçimlerini kapsar. Gazel, aşkı ve güzelliği konu alan en yaygın biçimdir; genellikle 5-12 beyitten oluşur ve makta beytinde şairin mahlası yer alır. Kaside ise övgü şiiri olarak genellikle padişahlar, vezirler ve din büyükleri için yazılmıştır. Mesnevi, uzun anlatı şiirlerinin biçimi olup Leyla vü Mecnun ve Hüsn ü Aşk gibi şaheserler bu nazım biçimiyle kaleme alınmıştır. Divan şiirinin dili ağır, imgeli ve simgeseldir; anlam katmanları içerir.

Halk Şiiri

Hece ölçüsü ve sade Türkçeyle yazılan halk şiiri; koşma, semai, varsağı, destan ve mani olmak üzere çeşitli biçimlere ayrılır. Koşma, sevgi ve doğa temalarını işleyen en yaygın biçimdir; 4+3 veya 4+4+3 hece kalıplarıyla yazılır. Türkü ise belirli bir ezgiyle söylenen halk şiirinin en canlı biçimidir. Mani, dört dizelik kısa ama yoğun anlamlı bir biçimdir; genellikle iki dize anlamsız giriş, iki dize asıl söyleyiş içerir. Ağıt, ölümün ardından yakılan ve acıyı dile getiren şiirlerdir; Anadolu kültüründe özel bir yer tutar.

Modern Şiir

Tanzimat'tan günümüze uzanan modern Türk şiiri; sembolizm, empresyonizm, sürrealizm ve toplumsal gerçekçilik gibi Batılı akımlardan beslenmiştir. Ahmet Haşim sembolik ve empresyonist bir anlayışla müzikaliteyi ön plana çıkarmıştır. Yahya Kemal ise aruzu Türkçenin doğasına uyarlayarak gelenekle modernliği ustalıkla buluşturmuştur. Nazım Hikmet serbest nazımı Türk şiirine taşıyarak biçim anlayışını kökten değiştirmiştir. Garip hareketi sıradan insanın dilini ve gündelik hayatı şiirin merkezine koymuş; İkinci Yeni ise kapalı ve soyut bir dil anlayışıyla Türk şiirine yeni bir boyut katmıştır.

Roman

Roman, Türk edebiyatına Tanzimat döneminde Batı'dan girmiş nispeten yeni bir türdür. Şemsettin Sami'nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872) adlı eseri, genel kabul gören ilk Türk romanıdır. Ancak roman sanatının gerçek anlamda olgunlaştığı eser, Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah (1897) romanıdır.

Türk romanı başlangıçta toplumsal sorunları ele almayı ön plana koymuş; yanlış Batılılaşma, aile çözülmesi ve ahlaki çöküş bu dönemin romanlarının temel temalarını oluşturmuştur. Cumhuriyet dönemiyle birlikte roman; köy gerçeklerini, sınıf çatışmalarını, göç ve modernleşmenin yarattığı kimlik bunalımlarını işlemeye başlamıştır. Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu'ndan Orhan Pamuk'un postmodern denemelerine uzanan bu çizgi; Türk romanının ne denli zengin bir evrim geçirdiğini gözler önüne sermektedir.

Hikâye

Türk hikâyeciliği, Ömer Seyfettin'in 1911'den itibaren kaleme aldığı eserlerle modern kimliğine kavuşmuştur. Ömer Seyfettin'in kısa, yoğun ve anlatımcı üslubu; sonraki nesil hikâyeciler için bir model niteliği taşımıştır. Sabahattin Ali, Anadolu insanının acılarını ve umutlarını gerçekçi bir bakış açısıyla aktaran hikâyeler kaleme almış; Sait Faik Abasıyanık ise hikâye türüne lirik ve varoluşsal bir boyut katmıştır. Sait Faik'in İstanbul'un kenar mahallelerini, balıkçıları ve yalnız bireyleri anlatan hikayeleri; Türk hikâyeciliğinin en özgün örnekleri arasında kabul edilmektedir.

Destan

Toplumların tarihsel ve mitolojik olaylarını anlatan uzun manzum eserlerdir. Oğuz Kağan Destanı, Türklerin köken mitolojisini ve ideal hükümdar tipini işler. Ergenekon Destanı, bir halkın yeniden doğuşunu; demiri eriterek dağdan çıkmayı konu alır. Bozkurt Destanı, kutsal ata hayvanı bozkurdun rehberliğinde yurt edinmeyi anlatır. Manas Destanı ise Kırgız Türklerinin milli destanı olup dünyanın en uzun sözlü destan geleneği olma özelliğini taşır. Bu destanlar yalnızca edebi eserler değil; aynı zamanda tarihî belgeler ve kültürel bellek depoları niteliğindedir.

Tiyatro

Türk tiyatrosunun kökleri çok eskiye dayanmaktadır. Karagöz ve Hacivat, iki boyutlu tasvir figürlerinin oluşturduğu gölge tiyatrosu geleneğini temsil eder. Bu iki karakter; Karagöz'ün saf ve doğrudan kişiliği ile Hacivat'ın entelektüel ve çıkarcı karakteriyle toplumsal hicvi son derece canlı biçimde yansıtır. Orta oyunu ise sahnede iki baş karakterin (Kavuklu ve Pişekâr) etrafında dönen doğaçlama bir tiyatro geleneğidir.

Modern Türk tiyatrosu Tanzimat'la birlikte Batı sahne sanatlarıyla karşılaşmıştır. Şinasi'nin Şair Evlenmesi (1860), yazılı ilk Türk tiyatro oyunu olarak kabul edilir. Cumhuriyet döneminde ise Haldun Taner, siyasi hiciv ve toplumsal eleştiriyi tiyatroyla buluşturarak Türk tiyatrosuna yeni bir boyut kazandırmıştır.

Deneme ve Makale

Tanzimat döneminde gazetelerin yaygınlaşmasıyla birlikte deneme ve makale türleri de gelişmeye başlamıştır. Namık Kemal vatanseverlik ve özgürlük temalarını makalelerinde güçlü bir dille işlemiş; Ziya Gökalp ise Türkçülüğün ve milliyetçiliğin teorisini oluşturan yazılar kaleme almıştır. Cumhuriyet döneminde Nurullah Ataç, Türkçenin savunuculuğunu üstlenen özgün bir deneme yazarı olarak öne çıkmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın denemelerinde ise edebiyat, felsefe ve tarih iç içe geçmiş; bunlar Türk kültür tarihinin vazgeçilmez metinleri hâline gelmiştir.

Önemli İsimler

Türk dili ve edebiyatının en önemli temsilcileri · Karta tıklayarak detaylı bilgiye ulaşın

Türk Dili

Türkçenin yapısı, tarihi, gelişimi ve dünya dilleri arasındaki yeri
Genel Özellikler ve Dil Yapısı

Türkçe, sondan eklemeli (aglutinatif) bir dildir. Bu yapıda kökler değişmeden sabit kalır; anlam ve dilbilgisel işlev ekler aracılığıyla aktarılır. Örneğin "ev" kökünden "evlerinizden" (ev-ler-iniz-den) şeklinde tek bir kelimeyle çok katmanlı bir anlam üretmek mümkündür. Bu özellik Türkçeyi son derece esnek, üretken ve sistematik bir dil hâline getirir.

Türkçede özne-nesne-yüklem (SOV) cümle sıralaması temel kural olarak uygulanır. Bu yapı, Japonca ve Korece gibi dillerle de ortaklık göstermektedir. Dilde cinsiyet ayrımı (erillik-dişillik) bulunmamakta; bu durum Türkçeyi Avrupa dillerinden köklü biçimde ayırmaktadır. Belirtme hâli, yönelme hâli, bulunma hâli ve ayrılma hâli olmak üzere dört temel isim hâli mevcuttur.

Türkçede sesler arasında ünlü uyumu temel bir kuraldır. Bu kurala göre bir kelimedeki ekler, kökteki ünlünün niteliğine uygun biçimde şekillenir. Kalın ünlüler (a, ı, o, u) kalın eklerle; ince ünlüler (e, i, ö, ü) ince eklerle birleşir. Bu kural dilin ahengini sağlayan temel unsur olup konuşmaya müzikal bir ritim kazandırmaktadır.

Tarihsel Gelişim

Türkçenin yazılı belgelerle izlenebilen tarihi 8. yüzyıla uzanmaktadır. Orhun Yazıtları, Göktürk alfabesiyle yazılmış olan bu belgeler; hem edebi hem de tarihî açıdan son derece değerlidir. Yazıtlarda kullanılan dilin olgunluğu ve zenginliği, Türkçenin çok daha eski bir geçmişe sahip olduğuna işaret etmektedir.

Karahanlı Türkçesi dönemi (10-12. yüzyıl), İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve Fars kültürüyle ilk temasın yaşandığı dönemdir. Bu dönemde Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig (1069) adlı eseri; devlet yönetimi, ahlak ve mutluluğu konu alan manzum bir yapıt olarak kaleme alınmıştır. Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lügati't-Türk (1072-1074) adlı eseri ise Türk dilinin ve edebiyatının ilk kapsamlı sözlüğü niteliğindedir.

Osmanlı Türkçesi dönemi (13-20. yüzyıl), yazı dilinin halk dilinden giderek uzaklaştığı bir evredir. Arapça ve Farsçadan alınan binlerce sözcük Osmanlı yazı diline girmiş; bu durum okuma yazma bilen kesim ile geniş halk kitlesi arasındaki uçurumu derinleştirmiştir. Osmanlı alfabesi olan Arap alfabesi Türkçenin fonetik yapısına tam anlamıyla uymadığından; özellikle ünlü seslerin yazıya aktarılmasında ciddi güçlükler yaşanmıştır.

Harf Devrimi (1928)

1928 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirilen Harf Devrimi, Türk tarihinin en köklü kültürel dönüşümlerinden birini temsil eder. Arap alfabesinin terk edilmesiyle birlikte Türkçenin seslerine uygun Latin kökenli yeni bir alfabe oluşturulmuştur. Yeni alfabe 29 harften oluşmakta ve Türkçeye özgü sesleri karşılamak için ç, ş, ğ, ı, ö, ü gibi özel harfler içermektedir.

Harf Devrimi'nin etkileri çok boyutludur. Okur-yazarlık oranı kısa sürede dramatik biçimde artmıştır. Osmanlı dönemi eserlerinin yeni nesiller tarafından okunamaması sonucunda ortaya çıkan kültürel kopukluk; hem bir kayıp hem de tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte yeni alfabe, matbaacılığın gelişmesini, kitap üretiminin artmasını ve eğitimin yaygınlaşmasını hızlandırmıştır.

Dil Devrimi ve Öztürkçeleşme

1932'de kurulan Türk Dil Kurumu (TDK), Türkçeyi yabancı kökenli kelimelerden arındırma ve özleştirme çalışmalarını sistematik biçimde sürdürmüştür. Bu süreçte Arapça ve Farsça kökenli pek çok sözcüğün yerine Türkçe kökenli ya da yeni türetilen sözcükler önerilmiştir. "Mektep" yerine "okul", "muallim" yerine "öğretmen", "müdafaa" yerine "savunma" gibi değişimler bu çalışmaların somut örnekleridir.

Öztürkçeleşme süreci toplumda tartışmalı karşılanmış; bir kesim dilin doğal gelişiminin zorla yönlendirilmesini eleştirirken; bir kesim yabancı sözcüklerden arınmış, halkın anlayabileceği sade bir Türkçeyi savunmuştur. Bu tartışma günümüzde de belirli ölçüde sürmektedir.

Türkçenin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri

Türkçe, dünya genelinde yaklaşık 90 milyon anadil konuşucusuyla büyük diller arasında yer almaktadır. Türk dilleri ailesi; Azerbaycanca, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca, Türkmence, Uygurca ve Başkurtça gibi akraba dilleri de kapsar. Bu dil ailesi Balkanlar'dan Sibirya'ya, Orta Asya'dan Kafkasya'ya uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Türk dilleri toplamda 200 milyonu aşkın konuşuru olan büyük bir dil ailesi oluşturmaktadır.

Kaynakça ve Önerilen Kaynaklar

Türk dili ve edebiyatı üzerine başvurulabilecek temel kaynaklar
Temel Başvuru Eserleri

Türkçe Sözlük – Türk Dil Kurumu yayını. Türkçenin en kapsamlı ve yetkili sözlüğüdür; düzenli aralıklarla güncellenmektedir.

Yazım Kılavuzu – Türk Dil Kurumu yayını. Türkçenin yazım kurallarını belirleyen resmî kılavuzdur.

Divan-ı Lügati't-Türk – Kaşgarlı Mahmud (1072-1074). Türk dilinin ve kültürünün ilk ansiklopedik sözlüğüdür; 7500'den fazla madde içermektedir.

Kutadgu Bilig – Yusuf Has Hacib (1069). Devlet yönetimi ve ahlak üzerine kaleme alınmış, Türk edebiyatının ilk büyük mesnevisidir.

Edebiyat Tarihi

Türk Edebiyatı Tarihi – Ahmet Hamdi Tanpınar. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi edebiyatını kapsamlı biçimde ele alan klasik bir başvuru eseridir.

Türk Edebiyatı Tarihi – Nihat Sami Banarlı. Türk edebiyatının İslamiyet öncesinden Cumhuriyet dönemine uzanan gelişimini aktaran kapsamlı bir çalışmadır.

Türk Halk Edebiyatı El Kitabı – Türk Dil Kurumu yayını. Halk edebiyatının tüm türlerini sistematik biçimde inceleyen akademik bir başvuru kaynağıdır.

Önerilen Romanlar

Türk edebiyatını tanımak isteyenler için başlangıç noktası olabilecek eserler: Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'u, Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı'sı, Yaşar Kemal'in İnce Memed'i ve Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu'nun bu listeye eklenmesi önerilir.